Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi doğrultusunda barışçı, gerçekçi ve tutarlı bir dış politika izlemiştir. Türkiye, demokratik ve laik siyasal sistemi, dinamik ekonomisi ve çağdaşlığı kültürel kimliğiyle bağdaştıran geleneğiyle, kendi bölgesinde ve ötesinde güvenlik ve istikrar üreten bir dış politika yürütmektedir.
Türk dış politikasının başlıca amacı, gerek Türkiye’de, gerek bölgesinde, barış ve refah üzerine kurulu, istikrarlı, işbirliğine dayalı ve beşeri kalkınmayı sağlayacak bir ortamın yaratılmasıdır.
Türk dış politikası geleneksel olarak, ülke güvenliğinin sağlanmasını, ulusal çıkarların tarihten gelen ve geleceğe uzanan bir perspektif içinde korunup ilerletilmesini, kalkınma ve refah için gerekli dış kaynakların teminini, dost ve müttefikler edinilmesini, Türkiye’nin çağdaş dünya içindeki yerinin korunmasını ve güçlendirilmesini hedeflemiş, bütün bu hedefleri, başta komşular olmak üzere, bütün ülkelerle iyi ilişkiler ve işbirliğinin tesisi, uluslararası barış, istikrar, güvenlik ve refaha katkıda bulunulması yoluyla gerçekleştirmeyi ilke edinmiştir.
1990’ların başında yaşanmaya başlayan hızlı küresel siyasi değişim, dünyada kalıcı barış umudunu canlandırmış, ancak gelecek için bazı belirsizlikleri de beraberinde getirmiştir.
Bugünün dünyasında geçmişe oranla mesafeler kısalmış, iletişim kolaylaşmış, dış ilişkiler çeşitlenmiş, ekonomik yapı bütünleşmiş, kısaca, uluslararası gelişmeler etkilerini çok daha geniş bir alanda göstermeye başlamıştır.
Diğer taraftan, yaşanan hızlı değişimin etkisiyle farklılaşan güç dağılımı, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması tehlikesi, sınır ötesi suç şebekelerinin faaliyetleri ve yasadışı göç gibi sorunları dünya barışını giderek daha fazla tehdit eder hale getirmiştir. Çevrenin ve iklim dengelerinin bozulması, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki farkların hızla büyümesi ve artan karşılıklı bağımlılık nedeniyle yerel ekonomik sorunların kısa sürede küresel krizlere dönüşmesinin yanısıra, belirli çevrelerin, toplumlar arasındaki benzerlikler ve ortak noktalar yerine, kültür ve din farklarını ön plana çıkarmak ve körüklemek suretiyle dünyada yeni husumet tohumları ekmeye yönelik çabaları, acilen üzerine eğilinmesi gereken küresel meseleler olarak ortaya çıkmıştır.
Uluslararası ilişkilerin içinde bulunduğu bu kırılgan ortamda, demokratikleşme, çoğulculuk, sürdürülebilir kalkınma, insani gelişme ve kültürler arasında karşılıklı anlayış, uyum ve hoşgörünün tesisi gibi konular önem ve öncelik kazanmış; sorunlara uluslararası hukuk ve etkin çok taraflılık kavramları temelinde çözüm bulma ihtiyacı daha da belirgin hale gelmiştir.
Bu küresel ortamda Türkiye, dünyada ve özellikle yakın çevresinde barışın kurulması ve korunması ile istikrar ve refahın artırılması doğrultusunda, çok boyutlu, hedef odaklı, pragmatik, sağduyulu ve insancıl bir dış politika izlemektedir. Bu çerçevede, Türkiye transatlantik bağlarına özel önem atfetmekte, üyesi olduğu NATO İttifakı’nın uluslararası barış ve istikrarı korumaya yönelik çalışmalarına etkin katkıda bulunmakta, mücavir ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeye devam etmekte, AB üyeliği istikametinde kararlılıkla yürümekte, üçüncü ülkelere aralarındaki sorunları gidermeleri için yardımcı olmakta ve yeni açılımlarla dış politika alanında etkinliği giderek artan güçlü bir profil çizmektedir.
Türkiye’yi çevreleyen bölgelerden Orta Doğu ve Kafkasya, barış ve istikrar için gösterilen tüm gayretlere rağmen, hala her an alevlenebilecek ağır sorunlar barındırmakta, Balkanlar’da ise durum kırılganlığını korumaktadır. Bu nedenle, benimsenen etkin ve ön alıcı dış politika anlayışı, Türkiye için bilinçli bir tercih olduğu kadar, aynı zamanda bölgesel sorunların getirdiği bir zorunluluktur.
Bu çerçevede Türkiye, zor şartlar altında bulunanlara insani yardım, barışı koruma operasyonlarına katılım, uyuşmazlıkların çözümü ile çatışma sonrası uzlaşma ve yeniden yapılandırma gayretlerine katkı gibi unsurları da içeren geniş bir yelpazede, barışçıl, ilkeli ve etkin bir dış politika yürütmektedir.
Türkiye, günümüzün küreselleşmiş dünyasında, uluslararası toplumun aktif ve sorumlu bir üyesi olarak, Batı’yla Doğu’yu, Kuzey’le Güney’i uzlaştırmak yönünde çaba sarfeden, tüm bölgelerde etkinlik gösteren bir aktördür. Avrasya’nın merkezindeki coğrafi konumu ve geniş bir alana yayılan tarihi ve kültürel bağlarıyla, kültürlerarası diyalog ve etkileşimin geliştirilmesinde önemli bir katalizör işlevi görmektedir.
Türkiye’nin 2009-2010 döneminde BM Güvenlik Konseyi’ne geçici üye olarak seçilmiş olması, uluslararası toplumun Türkiye’nin izlediği dış politikaya duyduğu güvenin önemli bir göstergesini teşkil etmektedir. Türkiye, bu dönemde, bölgesinde barış ve istikrarın korunup geliştirilmesi ve işbirliği yoluyla refahın artırılmasına yönelik çabalarından gelen birikimini, küresel ölçekte barışa katkı yapmak, mevcut ve doğabilecek sorunların çözümüne yardımcı olmak ve dünyamızı tüm insanlık için daha huzurlu bir yer haline getirmek amacıyla en etkin şekilde kullanmak arzusundadır.
Türkiye’nin farklı işlev ve coğrafi kapsama alanlarına sahip pek çok öndegelen uluslararası ve bölgesel kuruluşla üyelik, gözlemcilik veya diyalog ortaklığı yoluyla kurduğu kurumsal ilişkiler, dış politikasının çok boyutlu niteliğini en iyi şekilde ortaya koymaktadır. AB’ye üyelik sürecinin yanısıra, Türkiye, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ), Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT), D-8, Asya'da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA) gibi çeşitli kuruluşlara üyedir. Türkiye ayrıca “Barselona Süreci: Akdeniz için Birlik” girişiminde de yer almaktadır.
Amerika Devletleri Örgütü, Karayip Devletleri Birliği ve Afrika Birliği’nin faaliyetlerine daimi gözlemci statüsüyle etkin şekilde katılan Türkiye, 2007 yılında Arap Ligi ile ilişkilerini ve işbirliğini kurumsallaştırmak üzere Türk-Arap İşbirliği Forumu kurulmasını öngören bir Çerçeve Anlaşması imzalamış, 2008 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’yle (KİK) Stratejik Diyalog mekanizmasını kurumsal bir çerçeveye taşımıştır.
Türkiye, yapıcı, sorumlu ve çevresine güven veren dış politikasını, uluslararası gelişmelerin giderek çok boyutlu bir nitelik kazanmakta olduğu dünyamızda, siyasi, ekonomik ve kültürel birikimlerini, ulusal çıkarları ve insanlığın ortak idealleri doğrultusunda seferber etmek suretiyle kararlılıkla yürütmeye devam edecektir.
|